BHARAT’IN CENNETİ KERALA

Düş olasım berduş olasım, dalda rengarenk bir kuş olsım, beklide baykuş olasım var. Yağmur olup şakır şakır yağasım, lotus çiçeği olup pespembe açasım, belkide musonda yemyeşil bir kurbağa olasım var. Kendimi yoldaş edip zamanı yarasım, sırtçantamı yüklenip toz olasım var.

ve zaman yarılmış; Vishnu’nun altıncı enkarnasyonu olan Parasuram, Hindistan’dan sürülmüş. Denizlerin efendisi Varuna, kendisine izin vermiş ve baltasını savurabildiği bütün yerleri ona hediye edeceğini söylemiş. Parasuram’ın fırlattığı balta, Kanyakumari’den Gokarna’ya kadar uçmuş. Varuna’nın gücüyle buralarda deniz geriye çekilmiş ve Tanrı’nın kendi memleketi, doğanın büyük armağanı olan , yaşayan cennet Kerala oluşmuş.

Gezginin ayakları, kalbin gittiği yere gidermiş, işte yüreciğim Hindistan’da. Güney Hindistan’ın Kerala eyaleti muhteşem tropikal ambiansı ile palmiye ağaçlarının saçaklı nazik gölgelerinden ve geleneksel kırmızı kiremitli beyaz evlerin daracık sokaklarından , mis gibi baharat kokuları eşliğinde Kerala eyaletinin merkezi olan Thiruvanantapuram’dayım. Maymunların oyuncak ettiği hindistancevizi ağaçları, musonların kızları rengarenk tavus kuşları , hintli kadınların en canlısından allı, morlu, pembeli sarileri, halhallı bileklerin şangırtılı adımlarına eşlik ederken , ben de bu masal diyarının içinde kayboluyorum. Bir yandanda etek giyen Kerala’lı erkekler bana biraz garip geliyor. Kıkırdayarak ilerlerken kafamın ortasına donk diye bir filin hortumu iniveriyor ve şiddetli bir şekilde kutsanıyorum. Bildiğiniz tüm renklerle yaylıboya yapar gibi boyanmış fil güzeli Kumari’ye sarılıveriyorum.Hati mera sati.( filler benim dostumdur )

Thiru- anantha- puram Ananthanın kutsal şehrine ayak basıyorum. Şehrin ismi çok havalı, mitolojik bir isim. Anantha tanrı Vishnu’nun kozmik okyanusun ortasında sırtını dayadığı çöreklenmiş şekilde duran yılandır. Vishnu’nun bu şekilde haraketsiz durmasının ismi ‘padma- nabha’ yani lotus karınlı demekmiş. Vishnu’nun göbeğinden bir lotus çiçeği oluşup büyümektedir. Tanrı Brahma ,bu lotus çiçeğinin içinde oturur ve yeni bir dünya çağını başlatır.

Bu şehirdeki Sivananda Ashram yoga yapmak için gelenlerle dolup taşıyor, fazla abartmadan yoga asanas derslerine katılıyorum, kabiliyet sınırlarımı zorluyorum, kha fayda ortaya Turkish tarzı bir yoga çıkıyor.

Hindistandaki bütün eyaletler arasında en yüksek okuma, yazma oranı (%91) Keraladır. Elbetteki ağaca çıkan keçinin, dala bakan oğlağı olurmuş. Hindistan Kominist Partisinin uzun yıllardır seçim kazanıp yönetimde kaldığı yerdir Kerala. Bu hindistancevizi ülkesi olan Kerala , geleneksel mitolojik öyküleri anlatan Kathak danslarınında doğum yeridir.Sanskrit dilinde yapılan Kutiyattam draması, Keralanın temel özelliklerini yansıtan, tapınak tanrıları tarafından ruhlarının ele geçirildiğini gösteren uzun maskeler takarlar.Bu dansı yerel geleneklerle uygulayanlar Theyattam adıyla yaparlar. Bharatnatyam bhava(ifade) raga(müzik) tala(ritm) natya(klasik hint tiyatrosu) anlamına gelir. Bu dans oldukça zarif ve kadınsı haraketlerle yapılır ateş dansı olarak kabul edilir. Dansçının haraketleri alev haraketlerini andırır, oldukça mistik ve duygu yüklüdür. Hint tapınaklarındaki birçok antikçağ heykelleri Bharatnatyam dansçı duruşları ile insanüstü göksel varlıklar tasvir edilmektedir. Dansçı kıyafetleride bir okadar şık ve asildir.Özellikle vücutlarının ayrılmaz parçası zilli halhalları ,dansın ritmini muhteşem kılar ve siz seyrettikçe keyiften ballanırsınız.Oldukça teknik bir danstır, dans boyunca özellikle baş, boyun ve göz haraketleri kullanılır.

Thiruvananthapuram’da havalarda zıplaya zıplaya dövüş yapan Kalaripayyat Vedik savaş sanatını izlemeden ayrılmayalım. Kalari(dövüş meydanı) payat(savaş sanatı) fiziksel , zihinsel ve spiritüel pratiklerin karışımı olan bu sanatta kılıçlar, kalkanlar ve palalar bazende çıplak el kullanılır. Bu sanatın ilk gurusunu Parashurama olduğu söylenir, amaç hayatın güçlükleri karşısında kişinin sadece kendini savunmak ve zihinsel gücü arttırmaktır. Bilgi herkese değil, sadece bilgiyi yanlış kullanmayacaklarına dair söz veren, disiplinli hayatı olan kişilere öğretilir.
Güzelim hint trenine atlıyoruz, düzensiz düzeni yara yara bir saatlik mesafedeki Varkala plajının sahillerine akıyoruz. Varkala plajı, tortul ve kırmızı kilden uçurumları ile muhteşem bir jeolojik yapıya sahiptir. Arap denizinin kıyısında yer alan Varkala şehrinin plaj kısmı , uçurumun tepeciğinde , sıra sıra bambu klübelerinden turistik tekstili satan dükkanlar, kafeler ve restaurantlardan oluşur.. Taşıtların giremediği daracık , ucu olup bucağı olmayan patikadan salın kendinizi engine.. Sabahın kör saatlerinde, puja yapan dükkanların önünden süzülerek kendimizi okyanusun deli sularına atıveriyoruz. Ve göğün dibi deliniyor , kovadan boşanırcasına bir muson yağıyor , nedense gıdıklanıyorum, kahkahamı durdurabilene aşk olsun. Islak kargalar bile bana gülüyor, ben de onlara..
Heryerde ayurvedik ilaç satan dükkanlar, yoga ve masaj salonları dolu. Ayurveda Hindistan’ın geleneksel doğal şifa sistemidir ve doğduğu yer Keraladır.Ayurveda yaşam bilgisi demektir . Binbirçeşit baharat yağları ile yapılan masajın verdiği huzur ile hayatın kokusunu ta yüreğimize çekiyoruz ve bir su damlası olup okyanusa karışıyoruz. Akşamüstü okyanusun yakamozunda ve dalgaların fısıltıları eşliğinde , mis gibi kuyu tandırda pişmiş kılıçbalığı ziyafeti ile keyfinize diyecek yok, vaktidir geceyi yüreğinden öpmenin.

Varkala’dan turist feribotu ile (8) saatlik bir yolculuk ile birbirine bağlı yüzlerce su kanallarından, asla bitmesini istemediğimiz bir cennet sefası yolculuğu yapıyoruz. Kanalın etrafındaki palmiye ağaçları suya aşık olmuş eğilip suyu öpüyor. Cumburlop aaa vallah manmunlar göle atladı , dellenen maymunlar bize hava atıyorlar, ıslanınca bir başka sevimli oluyor çılgınlar. Etrafta ince uzun tek kişilik tekneler, kimisi çuval yelkenli, kimisi hindistancevizi kukulatalı balıkçılar var.Su kanallarında ilerlerken, sağlı sollu natürel hayatlar hindu tapınaklarından , camilerden ,kiliselerden yükselen dualar huzurlu bir şekilde yüreğimizi okşuyor. Bir yerde mola veriyoruz, kocaman muz yapraklarının üzerinde servis edilen, hindistancevizi çeşnili bir çeşit güney Hindistan thalisini, parmaklarımızı yalaya yalaya sol elimizle yiyoruz. İyi bir gezgin gittiği ülkenin geleneklerine ve hassasiyetlerine saygı duyar. Namaste.

Ve su şehri Aleppeydeyiz. Aleppey, Arap denizi , gölleri ve nehirleri ile muazzam bir doğal güzelliğe sahiptir. Buradaki Vembanad Gölü 2195 km2 lik alanı ile, örümcek ağı gibi kanallar sistemi ile çevrilidir..Bitki örtüsünün bolluğu , musonların bereketi Arap denizinin zengin deniz yaşamı ,karides, istakoz ve çeşit çeşit balıkları ile burada yaşamı çok mutlu kılar. Aleppey geniş çeltik alanları ile adeta Kerala’nın tahıl ambarıdır.

Keralada nüfus Hindu, Hıristiyan, Müslüman ve diğer alt dinlerden oluşur. En yaygın konuşulan dil Malayalamdır, ne anlaşılabilir nede öğrenilebilir bir dildir. Siz en iyisi Hintgilizceyle idare edin.( hint usulü İngilizce)

Aleppey’in en büyük özelliği backwaters denilen eşsiz bir ekosisteme sahip su kanallarında hindistancevizi ağacından ve liflerinden yapılan houseboat(tekne ev) denilen teknelerle yapılan turlardır. Bu tekne evleri günlük, haftalık yada istediğiniz kadar kiralayabilirsiniz. Bu tekneler oldukça konforludur, içinde yemek salonu, yatak odası, duşu, kliması, tvsi ve tadına doyamayacağınız bir ambiansta yiyeceğiniz nefis Kerala yemekleri ve aradığınız her şey var.Görevliler zaten can tanesi, sizi tekne girişinde ellerinde yasemin çiçeklerinden yapılmış taçlar ve kolyelerle karşılarlar .Koy akşam olsun, varsın buruşsun sular..

Yolculuğumuz, su üzerindeki şeffaf denizanalarını, kaplumbağaları, karabatakları ve cennetkuşu dediğim kingfisher kuşlarının büyülü sesleri eşliğinde tatlı tatlı seyrediyor. Palmiye ağaçlarının suya akseden güzelliğini ve lila renginin en şevkatlisinden lotus çiçekleri suyun yüzeyini öyle bir örtmüş ki , neredeyse çiçek bahçesinde yüzüyoruz. Bu anlar anlatılamaz ancak yaşanır

Kanaldan kanala akan
yeşil gözlü su olduk
Nilüfer çiçekleri giyinmiş nehirlerin
bilge serinliğinde can olduk, canan olduk
Günbatımının kızıl kucağında
Mutluluktan işk olduk, selam-ı işk.
Aşka selam olsun.

Yeni rotamız Periyar (Tekkady) Wild life milli parkı. Ağaç, çekirdeğin esaretinden kurtulmuş , hayat sergüzeştini bilinmeyenin ötesinde arayan ,uçan bir ruhtur.(Tagore)

Hindistan vahşi doğası, hayvan ve bitki örtüsü çeşitliliği açısından çok zengin bir ülkedir. İhtişamlı kaplanlar, dost kha dost filler ,sevimli geyikler, kral kobralar, muson yağmurlarının deli yeşillendirdiği tropikal ormanlar..Doğaseverler için bir cennet olan bu ülkenin birçok yerine dağılmış bu geniş ormanlar soyu tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan birçok hayvana korunak sağlamaktadır. İşte bu yaban yaşamı , diğer herhangi bir ülkede bir benzerine ratlanmayacak kadar ilginç ve heyecan vericidir.

Periyar (Tekkady) Güney Hindistan’ın Kerala eyaletindeki İdduki ve Pathanamthitta bölgesini kaplayan, koruma altındaki 777km2 lik bir alandır.Bu alanın 350km2 lik bölgesi Peiyar milli parkı, vahşi yaşam sığınağı, kaplan koruma alanına ayrılmıştır.Kochi’nin 120 km güneydoğusunda yer alır, taksi ile Aleppey’den yaklaşık olarak 5-6 saatlik bir yolculuk ile gür ve tropikal ağaçları seyrederek harika bir yolculuk yaparsınız. Mayıs ve Eylül ayları arası bu bölgeye gitmek için çok uygun bir zamandır.

Periyar’ın yükseltilerine tırmandıkça, heryeri yemyeşil tül gibi örten çay bahçeleri ile karşılaşırsınız. Dünyanın en kaliteli ve nedide çayları bu bölgede yetişir. Çay içmek, hint kültürünün önemli geleneklerinden biridir. Siyah çay süt ile kaynatılarak şepşekerli içilir. Çaya kakule, tarçın, karanfil, karabiber ve zencefil gibi baharatlar katılır. Her derde deva masala çay, karabatak gibi heryerdedir. Hindistan trenlerinde, sabahın 05 inde garam çaii naraları ile , daha uykunuzdan ayılmadan, çayı burnunuzun dibine dayayıverler.

Periyar’da, vahşi hayatın içine doğru hikking, trekking, jeep safari , filler ile yağmur ormanlarında haşur huşur sesler eşliğinde bir gezi yapabilirsiniz. Yada , Periyar gölünde tekne ile yeşil nemli doğanın, binbirçeşit çiçek kokularının içinize çekerek keyiflenebilirsiniz. Yada oldukça sağlam bir cesaretiniz var ise bamboo rafting yapabilirsiniz. Yaklaşık 3 saat boyunca , 4 kılavuz ve bir silahlı bekçi ile, orman kaplı tepelerin, göl üzerine yansıyan panaromik görüntüsü eşliğinde, bamboo rafting oldukça heyecan vericidir.Tabiki suyun dibi süprizlerle doludur, benden söylemesi.
Periya’rda, herhangi bir otelde konaklayabilirsiniz yada milli park alanı içinde havuzlu ve lüks birkaç otel de mevcut. Akşamları büyük otelllerin açık büfelerinde bol baharatlı vejeteryan yemekler yiyebilir ve yemek eşliğinde Kerala eyaletinin geleneksel mitolojik öykülerini anlatan Kathak ve Bharatnatyam danslarını seyredebilirsiniz.Tribal Heritage müzesinide gezmeyi unutmayın.

Periyar yerli halkı, beş farklı etnik kabile topluluklarından oluşur. Manan, Paliya, Urali, Mala- Araya ve Malampanduram , hemen hepsi tarımla uğraşır. Bu yerlilerin bir kısmı vahşi ormanların derinliklerinde yaşarlar.

Periyar gölünde tekne turu, kuşlar, kelebekler ve yaban hayatı izlemek için mükemmel bir fırsattır.Göl kıyısında ilerlerken ormanı dinlemek, su içmeye gelmiş fillerin homurtularını kurbağa ve sincapların cır cır seslerini ve doğanın fısıltısını işitmek..ötesi yok. ve zamanın serin esintisi , süpürür göl üzerinden minik minik dalgaları.

Puslu bir Periyar sabahının 05 inde ,önce jip safari , sonra da jipin bizi bıraktığı yerden , yerel halktan orman kılavuzu denilen, çelimsiz bir hintli ile vahşi ormanın derinliklerine dalacağız. Grubumuz altı kişi, birde bizi korumak için eli çubuklu rehberimiz yedi kişi, can cepte gidiyoruz ne ile karşılaşacağınızı bilemezsiniz. Her taraf sis kaplı , doğa gelinliğe bürünmüş gibi çok gizemli bir ortam ve ormanı dinliyoruz. Yüzlerce kuş sesleri ve bilmediğimiz bazı sesler bize eşlik ediyor.Kılavuzumuz bizi ormanın zula bir köşesine çekiyor ve başarı ile yerine getirebileceğimiz, vahşi hayvanlardan korunma tekniklerini anlatıyor; eğer sadece yanlız bir fil ile karşılaşırsanız çok tehlikelidir, atak yapabilir. Eğer atak yaparsa yokuş aşağıya doğru topukları yağlayın diyor. Dizlerimizin bağı çözülmezse ve yokuşun aşağı kısmını bulabilirsem neden olmasın? Eğer bir rhino (tek boynuzlu gergedan) ile karşılaşırsanız , onu şaşıtmak için koşarken üzerinizdeki kıyafetleri sağa sola fırlatın diyor, üryan koşmak istemem ama biçare konunun tam ortasındayız. Yok eğer bir kaplan ile karşılaşırsanız, direkt gözlerinin içine bakın diyor, hiç zanettmiyorum ben çok utanırım. Ve ve bir ayı ile karşılaşırsanız , buyur ayı dayı deyip komple kendinizi ikram edip kaderinize razı olacaksınız diyor. Daha yolun başındayız yarabbi, hay aklıma şaşayım.. Her adım başı büyük vahşi hayvan izleri , benim boyumdan büyük koca koca tropikal yaprakları yara yara ilerliyoruz, ağaçlar o kadar engin ve gür ki neredeyse ormanın içine ışık sızmıyor. Muson yağmurları sonrası, liçi denilen sülükler olurmuş dikkat edin diyor. Hayvancıkların sana yapıştığını bile anlamadan, öyle aksesuarlı olarak yürüyüp gidersiniz diyor, ta ki benzin solana kadar , huylanıyorum.

Bir yaban sığırı görüyoruz, ürküp kaçıyor, firavun fareleri ,sincaplar, cins cins primatlar görüyoruz. Aslan kuyruklu Makak, Nilgiri languru ve Tepeli Makak. Bir ağaçta büyük birkaç sincap görüyorum ve fotoğraf çekme arzusu ile aval aval yukarı bakınırken bir mucize oluyor, ağacın dalları dile geliyor, böööö. Anacığım o da ne?.koca koca boynuzları ile bir Mus geyiğini burnumun ucunda görünce, olduğum yere mıhlanıyorum, tık yok bakışıyoruz ve kaçıyor yada ben kaçtım.
Ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe, bu vahşi yerlerde yaşayan birkaç yerli köylü görüyoruz ara ara, her yer fil tezeği , bazı ağaçların kavuklarını kaşınmak için sürtüne sürtüne soymuşlar. Korku ile trekking iki kat daha yorucu, yorgunluktan geberiyoruz. Bazı ağaçların dallarına, yaban arıları bal yapmış, taş düşebilir ayı çıkabilir deyip uzuyoruz.Sonunda bir göl kenarına ulaşıyoruz . Yüzlerce Orkide çiçeklerinin arasında, trekkinkçiler için yapılmış olan, tam vahşi bir ormana yakışır natürel tesislerde , bizim için hazırlanmış, nefis hint yemeklerini ne kadar çok hakkettiğimizi düşünerek doyasıya yiyoruz.Biraz dinlendikten sonra ,gölde bir tekne ile usul usul ilerleyerek sessizliği dinliyoruz. Dağda , sessizlik kendi yüksekliğini bulmak için kabarmaktadır. Gölde, hareket kendi derinliğini tahayyül etmek için hareketsizleşir.(Tagore)

Vahşi ormanımıza geri dönüyoruz, ağaçların ne kökü belli nede yeşilliğin sonu. Rehberimiz ara ara bize ilginç bitkileri tanıtıyor ve gittikçe tırmanıyoruz, muhteşem bir tapınağı uzaktan görüyoruz. Sabarilama tapınağı; Kerala’da çok önemli bir yerel inanış vardır. Shiva ve Vhisnu’nun birleşmesinden ortaya çıkmış bir tanrı formu olan Ayappa. İşte bu tapınak Ayappa’ya adanmıştır. Bu tapınak, ulaşılması oldukça güç bir yerde bulunuyor. Festival zamanında tapınağa ancak iki günde ulaşılabiliyormuş. Tapınağa kadınların girmesi yasak , sadece buluğ çağına ermemiş kız çocuklarına ve yaşlı kadınlara izin veriliyor. Hacılar burada alkol ve seksten uzak, tamamen vejeteryan beslenerek 41 gün kalıyor. Biz de Allah kabul etsin deyip yolumuza devam ediyoruz. Bir saat kadar yürüdükten sonra, aniden fil sesleri ile irkiliyoruz. Rehberimiz bizi hemen yakındaki , etrafı büyük hendeklerle çevrili, fil saldırılarından sığınma klübesine götürüyor. Bir süre burada titredikten sonra, geriye kalan gücümüzle balta girmrmiş ormanlara bir daha dalış yapıyoruz, ama ne dalış. Tek sıra halinde yürüyoruz , kılavızumuz arkadan gelen birisine bir şeyler anlatıyor, biz ilerliyoruz, birden yolumuzun üstünde kocaman, boylu boyunca uzanmış kral kobrayı görüyorum. Yılan yılan diye bağırıyorum, yok yok sopa diyorlar, o sopa kafayı bir kaldırıyor, yelpazelerini açınca herkes donakalıyor. Bir yudumcuk güneş ışığı görmüş, güneşleniyormuş hayvancık, iki tıslayıp uzaklaşıyor sağolsun.
Peryar’ı da keşfettikten sonra Ernakulam& Kochi’ ye ulaşıyoruz. Hindistan’ın en büyük limanı olan Kochi , Arap denizinin kraliçesidir. Limanın her köşesinde ‘çin tipi balık ağları’ Kochi’nin sembolü haline gelmiştir.Bu ağlarda ,tik ağaçları ve bambu çubuklar kullanılıyor, sarkıtılan iplerin ucuna da koca koc,a taşlar bağlı . Hintli balıkçının birisi ,ipin ucunu bana çektiriyor, ee olacağı buydu, taş benden ağır geldi , sonra beni aşağı çekiyorlar.

Fort Kochi’de her akşam, Kathakali dans gösterileri vardır. Bu dansların konusu epik ve mitolojiktir ve kahramanlarda soylu kişiler yada tanrısal varlıklardır. Bu zorlu dansın eğitimine küçük yaşta başlanır. Dasçıların makyajı saatler sürer , baskın renk olarak yeşil kullanılır, kötü karakterlerin yüzü kırmızı boyalıdır. Kathakali dansında ,dokuz temel mimik vardır; aşk, üzüntü, öfke, cesaret, korku, alay, itilmek, merak ve dinginlik . Bu dansta sözlerin yeri yoktur, anlatılmak istenenler, muhteşem yüz mimikleri (rasas) ritm, dans, el haraketleri(mudras) kullanılarak vücut dili ile anlatılır. Vadya denilen bir enstrüman eşliğinde bu dansı seyretmeye doyum olmaz. Göz hareketleri o kadar enteresandır ki , gözler hiç yuvalarında durmaz. Kostümleri oldukça şaşalıdır. Ahşaptan yapılmış ,kocaman şapkaları, aynalı, rengarenk taşlı takıları , halhallar, bilezikler ve parmaklarının ucunda büyük pençeler ile şangur şungur Kathakali dançıları geliyor. Burun meydan sizindir.

Hindistan, festivaller ülkesidir, Kerala eyaletinin en büyük festivalinden biride Onam hasat festivalidir.Büyük bir neşe ve mutlulukla tüm eyalette , bütün gruplar tarafından kutlanır. Zengin ziyafetler, folk dansları , filler, birçok sanat Onam festivalinde yer alır. Efsaneye göre , kral Mahavali zamanında ,Kerala bir altınçağ yaşanmıştır. Kralın çok sevilmesini tanrılar kıskanmıştır ve kendisini acımasız bir şekilde öbür dünyaya göndermişlerdir. Mahavali’nin tek bir dileği varmış , kendi halkını senede bir gün görmek. Bu dilek Kerala’da her yıl Onam festivali olarak kutlanır Evlerinin girişine rengarenk çiçeklerden yapılmış dekorlarla, kral Mahavali’nin gelişine hoş geldin derler. .Kerala’lılar, bu festivale en iyi şekilde hazırlanır. Bu hazırlıkların en önemlisi, büyük ziyafet günüdür. Bu yemekler, yere oturarak , yaklaşık11-13 çeşit olarak, muz yapraklarının üzerinde yenir. Onam’daki en önemli faaliyet,su kanallarında yapılan, Valamkoni yılan teknesi yarışlarıdır.. Bu yarışta ,süslenmiş teknede kürek çeken ,yüzlerce kara yağız delikanlı , çığlık çığlığa marşlar ve şarkılar söylerler, işte suda solumanın coşkusu, işte hayat.
Sevginin olduğu yerde hayat vardır.(Mahatma Gandhi)

Tem 30 2013 Mine Candar Category: Hindistan

standardPostTransition
Perhaps the network unstable, please click refresh page.