ÜRDÜN ÇÖLLERİNDE BİR GEZGİNE

Wadi Rum çöllerinin harlı esintisinden, Kızıldeniz’in rengarenk resiflerinden gönlü yüklü ben geldim. Petra’nın esrarlı harabelerinin koyu gölgesinden, Lut Gölü’nün kristal deryasından gönlü tuzlu ben geldim. Ehlen ve sehlen.

… ve teker döner. Rotamız, Suriye’nin Lazkiye Kapısı’ndan Homs, Şam, Amman ve Akabe.

Çöllerin sonsuzluğuna uzanmak, vahaların yalnızlık iniltisini dinlemek. Akabe‘nin ürkek sularında, pırıltıları kucaklayan rengarenk balık olmak. İşte çöl ve su. Çöl kokusuyla yüklü rüzgar, buradan ererdi Ay Vadisi’nin göklerine…
Ürdün Haşimi Krallığı, Ortadoğu’da bir Arap ülkesidir. Şu Arapça ne hoş bir dil yahu. Şükran, afwan, inşallah , maşallah derken haydi yallah düştük yollara, ve başkent Amman’dayız. Yedi tepe üzerine kurulmuş olan bu önemli sanayi şehri, dünyanın en eski sürekli yerleşim yerlerinden biridir. Şehrin curcunalı Jabal Amman Meydanı’ndaki trafik kaosundan zar zor sıyrılıp, aman aman deyip Akabe yönüne doğru ilerliyoruz.

Bir yeri öğrenmenin en güzel şekli kaybolmaktır derler, desinler. Bir kaybolmaya gör. Çölde akbabalar kendi bildiği yolu gösterir sana kestirmeden. Kendi aracımızla yollardayız, benzin ucuz fakat petrol kuyusundan yeni çıkmış ham petrol kalitesindeki benzini depoya koydukça aracımızın beyni sulandı. Düştük bir kere yollara. Ürdün’ün yolları tek kelime ile muhteşem, köy yolları bile otoban gibi, fakat ne tezattır ki öyle her yerde benzin istasyonu bulunmaz. Her yer uçsuz bucaksız çöl. Tedbirli olacaksın. Petrol ucuz ama burası petrol yönünden zengin değildir. Doğal kaynakları Fosfat ve Potas’tır.

Ürdün Kraliyeti’nin güneybatısı Kızıl Deniz’e açılmaktadır. Akabe, kıpkızıl çölleri, rengarenk denizaltı resifleri ile oldukça güzel bir liman şehridir. Bu şehirde genelde beş yıldızlı oteller ve organize turlar var. Yani bana uymaz yan çizerim.
Yerel yemeklerin tadına doyum olmuyor. Maraba, Baba Gamuş, Humus, Falefel, Ful. Zevkten ölünür mü ? Şimdi olmaz. Adım başı baklava ve künefe dükkanları var. Tatlı ile hiç aram yokken nedense bu tatlıları tepsi tepsi yiyesim geldi.
Akabe’ye 18 km. mesafede Akabe dalış merkezine snorkeling için geldik. Burası Suudi Arabistan’a 5 km. Mısır zaten görünüyor, karşı kıyı, İsrail de komşumuz, dar bir şeritten denize ulaşma imkanına kavuşmuş, işte böyle ilginç bir konumda ve çölün göbeğinde bir plaj… Ne ilginç.

Denizaltının muhteşem renklerdeki mercan resifleri ve milyonlarca deniz canlısının seyrine doyum olmaz. Sudan kafanı çıkarıyorsun her yer çöl. Suya dalıyorsun bir başka alem. İşte zıtlıkların ahengi. Lay lay lom yaparken benim ahengim bozuldu. Snorkelim su alınca ve dalgaların vurmasıyla küt diye dev mercanların üstüne düşüverdim. Yüzlerce jiletin üstüne oturmuş gibi inanılmaz bir acı hissettim. Elbette kalçamın façası bozuldu. O da yetmiyormuş gibi mercanın kestiği yer allerji oldu, ve davul gibi şişti. Eee su testisi meselesi.

WADİ RUM- Cip gibi bişeyle safari.
Wadi Rum Köyü’nün içinde ve vadinin giriş kapısında bedevi rehberler karşılıyor bizi. At, deve ve cip safari seçenekleri var. Bir, iki, beş kaç günlük isterseniz çöl safarisi yapabilirsiniz, vakit ve cesaret meselesi. Vaktimiz az ama cesaretimiz sebil olduğundan mıdır nedir, buradayız işte. Aracımızı Wadi Rum köyüne park ettik ve daha orijinaline bindik. 4×4 mü desem 4x 1500 mü desem kaportası Suzuki, sağ kapısı Toyota sol kapısı Hyundai toplama cip gibi birşeyle safariye çıktık. Bedevi rehberimiz Salih, 18 yaşında ve sadece Arapça biliyor, biz de İngilizce. Orta yolu bulup beden dili ile anlaşıyoruz, umarım anladıklarımız doğrudur. Neşe kederden daha çok cesaret ister. Çok cesurdu Salih, öyle güzel bakıyordu ki! Sabrın simyasını gördüm kömür karası gözlerinde. Bu kara kuru Arap genci bir bedevinin bilmesi gereken her şeyi çok iyi biliyordu, aşıktı çölüne. Kızıl kumlar ve çölün efendileri gibi duran dev kaya kütlelerinin arasında gizemli bir kayboluş .Bu kayalara tırmanacakmışız öyle diyor Salih. Gözüm yemiyor derken panter olmuşum ve zirvedeyim. Haykırıyorum mutluluğumu çöllerin sırdaş sonsuzluğuna, o da ne çölden gelen yankıyla sırlarım zayi oluyor.

Çölde çay zamanı. Etraftaki çalı çırpıyı toplayıp ateş yakıyoruz. Salih bize bedevi usulü yiyecek birşeyler pişiriyor, o kadar lezzetli oldu ki ömrümde bu kadar lezzetli yemek yemedim. İnsanın özü sadelikten geçer diyor bilge çöl. Yemekten sonra altına sığındığımız o koca koca taş kütlelerinin gölgesi nasıl güzel bir nimettir? Rüzgarın savurduğu konserve kutusu tıkır tıkır yuvarlanıyor, turkuaz yeşili çalılar ve ara ara çıkan minik kum hortumları etrafta. Çöl, ruhunu sana geri veriyor.
Akşamüstü konaklayacağımız çadır kampına varıyoruz adı kamp ama sadece iki çadır, biz dört can ve çöl tilkileri. Çadırın içinde bir yorgan bir döşek. Gece çöl soğuğu insanı iliklerine kadar titretiyor. Daha önce çadırsız ve döşeksiz olarak sabahladığım Hindistan’daki Thar çölünden sonra bu şartlar bana çok iyi geliyor. Tuvalet meselesi için minik bir tahta kulübe yapmışlar, bir göz atıyorum, ooo klozet var. El fenerimi yakınca klozetin arılar tarafından kovana çevrildiğini görüyorum, bu acayiplikten kıl payı kurtuluyorum.

Kayalara tırmanıp günbatımını izliyoruz, ne güzelliğe ne kızıllığa doyamıyoruz .Gece olunca gökyüzü yıldızlardan gözükmüyor, yıldızların altında içime sığmayan mutluluğumu salıveriyorum ne hali varsa görsün.
Dönüş yolunda kumlara bata çıka küçük bir vahaya vardık. İşte çöldeki define, su. Suya yazdım yazacağımı, vahaya haykırdım diyeceğimi.

PETRA (TAŞ)
Antik Petra, Lut Gölü ile Akabe körfezi arasında Ürdün çöllerinin gizemli kaya kentidir. Nebati’lere başkentlik yapmış bu kervan ve ticaret şehrinin altında gizli kral mezarları olduğu kesinleşmiştir. Taş ustalarının bilgeliğinin izlerinden yürüyoruz usul usul. Hazine kapısı (Al Khazaneh) karşılıyor bizi nakış nakış işlenmiş ihtişamıyla (yükseklik 40 metre). Bedevi çocuklar sarıveriyor etrafımızı. Eşek, deve, at turları satıyorlar. Eşeğe biniyoruz, taş cennetini tıngır mıngır arşınlıyoruz. Petra şehrinin tüm vadileri yürüyerek ancak üç – dört günde gezilebilir. Kayaların arasından tırmanıyoruz, bazen kayaların yüksekliği 300 metreyi buluyor. Tiyatro, tapınak, kireç taşlarına oyulmuş evler. Burası UNESCO tarafından kültür mirası ilan edilmiştir.

Eşeğimiz, Petra yolundan El Deir (manastır) a doğru tırmanmaya çalışıyor, yarı yolda inip yürüyerek devam ediyoruz. Muhteşem manastırı görünce anlıyoruz ki : Taş, yerinde ağırdır.

Putperestlikleri ile bilinen Nebati’ler tanrılar için dev tapınaklar inşa etmişlerdi. Efsaneye göre Hz. Hud‘un gösterdiği yola uymayan Ad kavminin helakından sonra bölgeye yerleşen Semud kavmi de zaman içinde bozulur. Sonunda korkunç bir ses gelerek Semud kavmini yok eder.

LUT GÖLÜ (ÖLÜ DENİZ, BAHR-İ LUT)
Petra’dan Lut gölüne arabamız ile gitmek biraz zor olacak. Yollar oldukça karışık. En iyisi yerel insanlardan yardım alıyoruz. En kestirme rota; Petra’dan Amman yoluna girdik, yaklaşık 25 km sonra Shoobak- Kadifiye- Thafila ve Dead Sea (Lut Gölü). Göl kenarındaki Amman Beach isimli plaja 12 JD (15 dolar) ödeyerek girdik.
Ölü denizin ismi, asi kavimlerin yaşadığı Sodom ve Gomorre şehirlerinin yere batması ve kaybolması efsaneleri ile anlatılır. Arkeolojik delillere göre Sodom ve Gomorre şehirleri, büyük bir deprem ile birlikte, yıldırım, göktaşı yağmuru, yerden fışkıran zehirli gazlarla ve büyük bir patlama neticesinde yok olmuştur. Göl çevresi çoraktır. Göl sularında hiçbir canlı yaşamaz, ne balık ne de yosun. Lut gölü dünyanın en alçak noktasıdır ve normal denizlerden on kat daha fazla tuzludur. Lut gölünü görünce acayip heyecan yaptım, koştum koştum suya atladım ama dalıveremedim. Pingpong topu gibi su üstündeyim, gülmekten ağzıma su girdi, yandım anam. Tuz oranı çok yüksek olduğundan, suya giren birinin batma ve boğulma ihtimali yoktur. Ardından bir de çamur banyosu yaptık, derdimizi tasamızı çamura gömüp, yaramıza da tuz bastık.

Ey gezgin, nereye gideceğini bilmiyorsan tüm yollar seni götürür.

Tem 31 2013 Mine Candar Category: Ürdün

standardPostTransition
Perhaps the network unstable, please click refresh page.